Browsed by
Aylar: Ekim 2018

CUCM ISO Dosyalarını Boot Edilebilir (Bootable) Hale Getirmek

CUCM ISO Dosyalarını Boot Edilebilir (Bootable) Hale Getirmek

Cisco’nun web sitesinde (CCO’da) eğer bir servis kontratınız var ise boot edilemeyen CUCM ISO imajlarını indirebiliyorsunuz. Bu imajları mevcut CUCM’inizi upgrade etmek için kullanabilirsiniz. Bazı durumlarda ise sistemi kurtarmak için (veya test amaçlı sıfırdan kurulum yapmak için) boot edilebilir bir diske ihtiyaç duyabilirsiniz. Bu yazımda CUCM ISO dosyalarını nasıl boot edilebilir ISO dosyalarına dönüştürebileceğinizi açıklamaya çalışacağım.  

Başlamadan önce önemli not: Bu prosedürün deneysel olduğunu ve Cisco tarafından onaylanmadığını unutmayın lütfen, ve oluşabilecek kayıplardan ötürü de beni suçlamayın 🙂

Genel olarak konuşmak gerekirse boot edilebilir bir disk ile boot edilemeyen disk arasındaki tek fark boot kesimidir (boot sector) ve kilobaytlar mertebesinde (ve genelde diskin içeriğinden bağımsız) oldukça küçük bir dosyadır. Dolayısı ile boot edilemeyen bir diski boot edilebilir hale getirmek oldukça basittir – boot sektörü boot edilmeyen diske enjekte ederek bunu kolayca yapabilirsiniz.

Boot kesimini ayıklamak ve enjekte etmek bir disk imaj programına ihtiyaç duyulur. Ben bu yazıda UltraISO kullanarak bunu iki adımda nasıl yapacağınızı anlatmaya çalışacağım.

1. Adım: Boot Dosyasını Ayıklamak

Boot edilebilir olsun ya da olmasın bir DVD imajının dosya sisteminden boot dosyasını ayıklayabilirsiniz. Bunun için UltraISO ile CUCM .iso dosyanızı açın ve “isolinux” klasörünün içinde isolinux.bin dosyasını bulun. Bu dosyayı ayıklayıp daha sonra kullanmak üzere diskinizde her hangi bir yere kaydedin.

UltraISO ile isolinux.bin Dosyasını Ayıklamak

2. Adım: Boot Dosyasını İmaja Enjekte Etmek

UltraISO’da “Bootable” menüsüne gidip “Generate Bootinfotable” seçeneğinin seçili hale getirin. Daha sonra “Load Boot File…” ı seçin:

Generate Bootinfotable Seçeneğini İşaretleyin
Load Boot Flie ı Seçin

Menüde daha önceden kaydettiğimiz boot dosyasını seçin (isolinux.bin).

Daha Önceden Kaydettiğiniz isolinux.bin Dosyasını Seçin

Bu işlemi yaptıktan sonra imaj türünün “Bootable” olarak değiştiğini göreceksiniz.

İmaj Türü “Bootable” Olarak Değişti

Boot edilebilir imajı farklı bir .iso dosyası olarak kaydetmek için “File > Save As” seçeneğini kullanabilirsiniz. Artık boot edilebilir imajınız kullanıma hazır. 🙂

Bu arada eğer video şeklinde izlemek isterseniz aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz: 

CUCM Bootable ISO
CMS (Cisco Meeting Server) İncelemesi

CMS (Cisco Meeting Server) İncelemesi

Merhaba, bu yazımda size Cisco’nun çoklu konferans sunucusu CMS i tanıtmaya çalışacağım. 

Belki bilenler vardır, Cisco 2009 yılında Tandberg’i satın alıp video konferans alanında bir oyuncu olduğunda Tandberg’den ayrılan bir ekip Acano adıyla başka bir firma kurarak ürün geliştirmeye devam ettiler. Piyasaya sürdükleri Acano Server, güçlü birlikte çalışabilirlik (interoperability) yetenekleri, multi-tenant yapısı, WebRTC desteği ve yüksek kapasite sunması yüzünden genelde servis sağlayıcılarına hitap eden bir ürün olarak sektörde yer alıyordu. 
Yakın geçmişte video konferans üreticileri kendilerine özgün ürün özelliklerinden ziyade birlikte çalışılabilirliğe odaklanmıştı. O dönemde Cisco, MCU olarak Telepresence Server ailesi altında çeşitli (şasi, donanım ve sanal sunucu) ürünlere sahipti fakat bu ürünlerde WebRTC ve Skype for Business (eski adıyla Lync) desteği ya yoktu ya da farklı gatewayler ile kısıtlı olarak sağlanıyordu. 2016 yılında Cisco Acano’yu 700M$ karşılığında satın aldığını duyurarak kendi ürün gamına kattı ve Telepresence Server ailesinin end-of-sale duyurusunu yaptı. Acano Server yeni adıyla CMS olarak sektörde yerini aldı.

Bu  kadar tarihçeden sonra ürün özelliklerine geçelim isterseniz. CMS, 1000 (1U Server Appliance)  ve 2000 (6U Blade Server Appliance) olmak üzere iki farklı donanım olarak karşımıza çıkıyor. İsterseniz kendi sanal sunucu kaynaklarınıza da kurabiliyorsunuz. 
 

CMS 1000 vs. 2000

Kapasite olarak 1000 serisi 96, 2000 ise 500 eş zamanlı HD (720p) çözünürlükte görüşmeyi destekleyebiliyor (Ve bu kapasitenin tamamını dilerseniz kullanabiliyorsunuz, nasıl olduğunu lisanslama bölümünde anlatacağım). Eğer sadece sesli konferans yapılacaksa bu sayı her iki donanım için de 3000 eş zamanlı katılımcıya kadar çıkıyor. Bilinen video standartlarının (H.261, H.263, H.264) yanı sıra Microsoft RTV, WebM, VP8 (WebRTC) desteği de mevcut. H.265 desteği henüz yok ama yakın zamanda gelecektir diye düşünüyorum. CMS cluster yapıda da çalışabiliyor bu da hem yedeklilik hem de ölçeklenebilirlik anlamında avantaj sağlıyor. Interoperability ve S4B uyumluluğundan yukarıda bahsetmiştik zaten.

CMS WebRTC Giriş Ekranı


Ürünü daha detaylı incelemek isterseniz datasheet bilgilerine buradan ulaşabilirsiniz.

CMS Lisanslama Modeli (SMP & PMP)

CMS’in lisanslama modeli ise apayrı bir konu. Geleneksel MCU lisanslama modellerinde eş zamanlı toplantı cihazı (port) sayılıyordu. Basitçe anlatmak gerekirse örneğin 12 port lisanslı bir MCU ile toplamda 12 katılımcılı bir toplantı yapabiliyordunuz. CMS’te ise lisanslama toplam eşzamanlı sanal toplantı odasına göre yapılıyor. Örneğin sizin 5 tane SMP veya PMP lisansınız var ise aynı anda katılımcı sayısından bağımsız (daha doğrusu donanım kapasitesi kadar) olarak toplamda 5 toplantı yapabilirsiniz. Biraz daha açmak gerekirse örneğin 96 HD port kapasiteli CMS 1000 kullanıyorsunuz ve 5 SMP lisansınız var. 1. toplantı 12 HD katılımcılı, 2. toplantı 25 HD katılımcılı, 3. toplantı 22 HD katılımcılı, 4. toplantı 33 HD katılımcılı ve 5. toplantı 4 HD katılımcılı olacak şekilde cihazı kullanabilirsiniz. Şimdi de lisanslama türlerine bakalım: 

Shared Multiparty Lisansı (SMP), daha çok ortak kullanılan video konferans cihazları olan kurumlar için uygun, daha doğrusu CUCM üzerinde video konferans cihazlarını herhangi bir LDAP kullanıcısı ile eşleştirmediğiniz durumda yapılan toplantılar için. Katılımcı sayısı donanım kapasitesi ile sınırlı olmak kaydıyla toplantı odası başına 1 adet SMP lisansı gerekiyor.

Personal Multiparty Lisansı (PMP) ise bir kullanıcıya ait video uç cihazı ile yapılan toplantılar için kullanılıyor. Örneğin kendi LDAP kullanıcınıza ait bir Jabber yazılımınız ile toplantı yaptığınızda 1 adet PMP kullanıyorsunuz. PMP lisansları ortak kullanılamıyor, CMS konfigürasyonunda hangi LDAP kullanıcılarının PMP lisans kullanabileceğini belirtiyorsunuz. Bu arada örneğin bir yöneticinin kendi video konferans cihazı var ise onu kullanıcı ile eşleştirip PMP lisans kullanmasını sağlayabilirsiniz. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken bir şey var, PMP lisansları CMS üzerinde API ile kullanıcılara atandığı için (niyeyse?) randevulu konferanslarda (statik odalarda) kullanılamıyor, bu lisansın kullanılabilmesi için API ile bir etkileşim olan konferansa (Ad-hoc veya TMS üzerinden rezerve edilmiş olabilir.) katılmanız gerekiyor. 

Sizlerin de tahmin edebileceğiniz gibi PMP lisansı SMP lisansından daha düşük fiyatlı olarak satılıyor. Eğer yeni bir video konferans cihazı sipariş edecekseniz SMP lisansını cihaz ile bundle olarak daha uygun fiyata alabiliyorsunuz. Mevcut Cisco MCU ya da Telepresence Server’a sahip kurumlar da CMS migration lisanslarını kullanarak (mevcut yatırımı koruyarak) CMS’e geçiş yapabilirler. 

Bu lisansların yanında görüşmelerin kayıt edilebilmesi ve WebRTC arayüzünün kişiselleştirilebilmesi için de recording ve branding lisansları bulunuyor.

Cluster Mimarisi

Yedeklilik özellikleri ve kapasiteyi arttırmak adına birden çok CMS i cluster bir biçimde çalıştırabiliyorsunuz. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken şey yedeklilik için minimum 3 adet sunucuya ihtiyacınız var. Sunuculardan biri master database verisini tutarken diğer ikisini yedekli olarak çağrı işlemleri için konfigüre edebilirsiniz. 

 
Tipik CMS Cluster Mimarisi

Kurulum & Konfigürasyon

CMS’i eğer bir appliance şeklinde aldıysanız zaten kurulu bir şekilde geliyor, siz komut satırından gerekli konfigürasyonları yaptıktan sonra web arayüzünü açıp konfigürasyona oradan devam edebiliyorsunuz. İleri seviye konfigürasyonlar için (PMP lisansı kullanacak kullanıcıları belirtmek gibi) API kullanmanız gerekiyor. Burada bir eleştiri olarak bunun pek de kolay olmadığını belirtebilirim. CMS ile ilgili tüm konfigürasyon dokümanlarını bu linkte bulabilirsiniz.
 
CMS ile CUCM’i birlikte çalıştırmak için aralarında SIP trunk tanımlamanız gerekmekte. Ad-hoc konferanslar için de bu trunk ın güvenli yani encrypted olması gerekiyor, bu da işin içine sertifikaların dahil olması demek. Yukarıda belirttiğim linkte sertifikaların nasıl oluşturulacağı ile ilgili dokümanları da bulabilirsiniz. Trunk tanımlarını yaptıktan sonra ilgili route patternleri de ayarlayarak artık çağrıları CMS’e teslim edip konferans görüşmelerini yapabilir hale geliyorsunuz.

Son Söz

CMS, S4B desteği, WebRTC gibi getirdiği yeni özellikler sayesinde kurumların ve kurumlar arası iletişimin çok daha esnek olabilmesine olanak sağlıyor. Sanal yapıda çalışması, düşük donanım ihtiyacı ve uygun lisanslama modeli ile de diğer üreticilerden öne çıkıyor. Her ne kadar kurulumu biraz uğraştırsa da kullanımı oldukça kolay.
IP Telefon Sistemleri ve Ücretsiz / Düşük Maliyetli IP Telefon Çözümleri

IP Telefon Sistemleri ve Ücretsiz / Düşük Maliyetli IP Telefon Çözümleri

VoIP / IP telefon santralleri ve tümleşik iletişim sistemleri son yıllarda oldukça popüler hale geldi ve mevcut sistemi güncellerken ya da veya yeni bir telefon sistemi kurarken artık bir numaralı tercih oldu. IP telefon santralleri mevcut ağ altyapısını kullanarak, kurumların dünyanın herhangi bir yerinden en az maliyetle (veya hiçbir ücret ödemeden) iletişim kurmasına ve işbirliği yapmasına yardımcı olan gelişmiş iletişim hizmetleri sunmasına olanak verdi.Bu yazımda IP telefon sistemlerinin temelleri, IP telefon santrallerinin nasıl çalıştığı, kritik VoIP bileşenlerinin neler olduğu, santrallerin dış dünyaya nasıl bağlanabilecekleri ve kurumların maliyetlerden tasarruf etmek için IP telefon / tümleşik iletişim sistemlerini nasıl kullanabilecekleri açıklamaya çalışacağım. Ayrıca,  (bence) en iyi ücretsiz VoIP / IP telefon çözümlerine bir göz atıp, küçük-orta ölçekte herhangi bir kurum için neden uygun olduklarını açıklamaya çalışacağım.

IP Telefon – Telefon Sistemlerinin Evrimi

Geleneksel telefon sistemleri Internetin yayılması ile artık eski kalmaya başladı. Kurumlar yavaş ama emin adımlarla, geleneksel sistemleri aşama aşama devre dışı bırakarak IP alternatifleriyle değiştiriyor. Ülkemizde bu durum dünyaya göre biraz geriden gelse de dönüşüm kaçınılmaz oluyor.

Geleneksel bir telefon sistemi, kurumun analog ve dijital telefonlarının telefon servis sağlayıcıdan alınan PSTN hatlarının bağlandığı bir dağıtım kutusundan ibarettir. Burada tüm mülkiyet kurumdadır,  ancak kurulum ve işletme giderleri pahalıdır ve çoğu zaman bakım, onarım ve değişiklik yapmak için uzman bir kişinin ya da ekibin istihdamını gerektirir.

İç ve Dış Hat Bağlantıları ile Geleneksel Bir Telefon Santralı

Bu yapıda ek dahili abone sayısını arttırmak genellikle santrale eklenen ek donanım kartlarına ve yeni telefonları besleyebilmek için daha fazla telefon kablosuna ihtiyaç olması anlamına gelecektir. Santral maksimum iç abone ya da dış hat kapasitesine ulaştığında donanımsal olarak daha büyük bir santrale geçmesi gerekecek ve bu da ek maliyetler doğuracaktır.

IP telefon sistemleri ya da tümleşik iletişim çözümleri 2000 li yılların başında telefon pazarına girmeye başladıklarından bu yana geleneksel yapılardan farklı olarak abonelere ek özellikler sunmaya başladı. Bunları kabaca şöyle özetleyebiliriz:

  • Mevcut ağ altyapısı ile entegrasyon
  • Düşük yükseltme maliyetleri
  • Analog telefonlar, fakslar vb. gibi mevcut ekipmanların kullanılması.
  • Fiziksel telefon cihazlarının yerini alan ve daha çok özellik sunabilen donanımsal/ yazılımsal telefonlar
  • Ayrı bir telefon santraline ihtiyaç duymadan uzak ofislere telefon servisi sunma
  • Mobil kullanıcıların dahili numaralarına VPN veya diğer güvenli araçlar aracılığıyla erişmelerine izin verme
  • Daha kolay web tabanlı yönetim arayüzleri sunma
  • Yedeklilik düzeyini artıran ve yedekleme maliyetlerini önemli ölçüde azaltan sanallaştırıma desteği
  • SIP gibi standart iletişim protokolleri aracılığıyla marka bağımsız yazılım ve donanım cihazları  desteği
  • Daha ucuz arama ücretleri için internet üzerinden alternatif telefon servis sağlayıcıları kullanma imkanı

Bu özellikleri sağlayabilen IP telefon çözümleri üretkenliği artırıp marka bağımlılığından uzaklaştırırken, telekomünikasyon maliyetlerini düşürmek isteyen kurumlar için giderek daha popüler bir alternatif haline geldi.

Kurumlar Niçin IP Telefon Çözümlerine Yöneliyor?

Geçtiğimiz yıl Avrupa’da yapılan anketlere göre kurumların % 93’i IP telefon çözümleri kullanmakta. Bugün, IP telefon çözümlerinin büyük avantajları olduğu açıktır. IP telefon sistemleri, kurumlara daha fazla esneklik, düşük işletme maliyetleri ve mükemmel özellikleri daha düşük maliyet ile sunar. Siemens, Panasonic, Alcatel gibi pazar lideri geleneksel telefon santral üreticileri bile yeni trende adapte olmaya çalıştılar ve IP telefon destekli “hibrit” çözümler üretmek zorunda kaldılar, ama malesef bunlar tam bir IP telefon çözümleri ile karşılaştırıldığında bunlar sınırlı çözümler oldular.

Bir IP telefon santrali mevcut LAN ağını kullanır, bu da daha kolay kurulum ve kablolamadan tasarruf  anlamına gelir. Ağ yöneticileri, basit bir kullanıcı arabirimiyle geldiği için bir IP telefon sistemini kolayca yapılandırabilir ve yönetebilirler. Bazı durumlarda, yöneticiler dışında kullanıcılar da kendi tercihlerini ve ayarlarını yapılandırabilirler.

Buna ek olarak kurumlar telefon faturalarını azaltmak için SIP Trunk kullanabilirler. Bu durumda iletişim IP santral üzerinden bir SIP trunk ile doğrudan (veya duruma göre bir ses geçidi kullanılarak) telefon servis sağlayıcısına yönlendirilir. Servis sağlayıcı bu hizmeti doğrudan bir dedike hat ile sağlayabilir ya da kurum İnternet üzerinden bir servis sağlayıcının SIP sunucusuna bağlanarak gerçekleştirebilir. Genellikle bu iş uygun bant genişliği ve düşük gecikmeyi sağlamak adına dedike bir IP devre aracılığıyla (ör. Metro Ethernet) sağlanır.

SIP trunk hizmeti ile servis sağlayıcıları genellikle PSTN veya ISDN devreleri gibi geleneksel yöntemlere göre oldukça düşük fiyatlar sunarlar. Aynı zamanda SIP trunk üzerinden hat arttırımı çok daha kolay yapılabilmektedir.

IP telefon sistemleri kullanıcıları daha mobil hale getirebilir. Yazılımsal telefon uygulamaları kullanıcıların her hangi bir yerden akıllı telefonlarından veya bilgisayarlarından arama yapabilmesine izin verir. Bu da kişinin dahili numarasını bulunduğu yerden bağımsız olarak kullanabilmesi anlamına gelir.

IP telefon sistemleri IP tabanlı bir çözüm olarak kullanıcıların kablolu altyapıda değişiklik yapmadan masalar veya ofisler arasında kolayca yer değiştirebilmeleri anlamına gelir. Kullanıcı yeni yerine gittiğinde IP telefonu bir DHCP sunucusunun yardımıyla kullanıcının dahili numarası ve ayarları ile otomatik olarak yeniden yapılandırır ve IP santrale hızlıca bağlanır.

Bir başka büyük avantaj iletişimin birleşimidir. Masa telefonu, cep telefonu, e-posta, sesli posta ve daha fazla iletişim aracı IP telefon sistemleri ile entegre edilerek tek bir sisteme dönüştürebilir ve kullanıcılara tek bir yer üzerinden erişim sağlanabilir.

Modern IP Telefon Sistemlerinin Ana Bileşenleri

Bir tümleşik iletişim sistemi bir dizi önemli bileşenden oluşur. Öncelikli olarak, IP santral yazılımını çalıştıran bir sunucu ile başlayalım. Bu sunucu, tüm iletişim uç cihazlarını, çağrı yönlendirme, ses ağ geçitleri ve daha fazlasını yöneten bir kontrol sunucusudur. Bu sunucuya genel olarak çağrı yöneticisi de denmektedir.

IP santral yazılımı bir sunucuya yüklenir ve gerekli ağ yapılandırması yapılarak ağa dahil edilir. Üreticiye bağlı olarak, IP santral bir yönlendirici, (ör. Cisco Call Manager Express) gibi bir ağ cihazında çalışabilen veya bir sunucunun işletim sisteminin üstüne yüklenebilen bir yazılım uygulaması da  (ör. Karel IPG, Asterisk, 3CX PBX)olabilir. Bazı üreticilerin yazılımları ise kendi işletim sistemleri ile birlikte gelebilir (ör Cisco Unified Communications Manager, Avaya Aura). Santral yazılımlarının hemen hemen hepsi artık sanallaştırma ortamlarını desteklemektedir. Bu da yedeklilik ve esneklik sağlayarak hizmet sürekliliğini önemli bir ölçüde iyileştiriyor.

IP Telefon Santrali ve VoIP Ağ Bileşenleri

Ses ağ geçitleri (voice gateway veya analog telefon adaptörü – ATA olarak da geçer), analog telefon, faks vb. analog cihazların VoIP ağına bağlanmalarını sağlayan bir arayüz görevi görürler. Ses ağ geçidi bu aygıtlara atanan dahili numaralar ile yapılandırılır ve genelde SIP protokolü üzerinden (H.323, MGCP ve SCCP protokolü kullanan cihazlar da vardır)  analog telefonlar adına IP santrale kayıt olur. Bir analog cihaza atanmış bir dahili numarası çağrıldığında, IP santral, sinyali, ses ağ geçidine gönderir ve ağ geçidi analog cihaza gerekli zil sinyalini üreterek telefonun çalmasını sağlar. Telefon açılıp çağrı alındığı anda, ses ağ geçidi, analog cihaz ve VoIP ağı arasında “yönlendirici” görevi görerek çağrıyı bağlayacaktır. ATA  terimi ise genellikle bir çift analog cihazı VoIP ağına bağlayan bir ses ağ geçidini tanımlamak için kullanılan bir terimdir.

VoIP ağ geçitleri (VoIP Gateway), bir ISDN (BRI veya PRI) veya PSTN arabirimi yoluyla bir IP santrallerin telefon servis sağlayıcısına bağlanması için kullanılır. PSTN üzernden gelen ve PSTN’e doğru giden çağrılar, bu VoIP ağ geçidinden geçecektir.

IP telefonlar, telefon görüşmeleri yapmak için kullanılan fiziksel cihazlardır. Üretici ve modele bağlı olarak, bunlar, renkli, dokunmatik ekranlı, çoklu hat destekli, hızlı arama, video konferans gibi gelişmiş işlevlere sahip cihazlar olabilir. Bu alandaki popüler üreticiler Cisco, GrandStream, Avaya, Yealink, Fanvil gibi markalardır. Hemen hemen tüm IP telefonları SIP protokolünü kullanarak iletişim kurarlar, fakat bazı üreticiler telefonlarında kendi geliştirdikleri protokolleri kullanabilir (ör. SCCP, IPKTS).

Çeşitli IP Telefon Modelleri

IP telefonlara ek olarak yazılım tabanlı telefonlar (softphone) da kullanılabilir. Bu uygulamalar bir masaüstü bilgisayar veya akıllı telefon üzerinde çalışır ve bir IP telefona benzer tüm hizmetleri ve daha fazlasını sunabilir. Kullanıcılar ayrıca gerekirse bir kulaklık-mikrofon seti (Bluetooth) ile iletişim sağlayabilirler.

Bununla birlikte, bir tümleşik iletişim sisteminin önemli bir parçası, birden fazla iletişim platformuna sezgisel olarak bir araya getirmek için mevcut donanım ve yazılımı entegre etme ve aynı anda kullanma yeteneğidir. Bu da size örneğin Outlook, e-posta arayüzünden doğrudan telefon görüşmeleri yapmanıza, ortak telefon rehberi oluşturmanıza, ulaşamadığınız kişiye sesli mesajınızı e-posta olarak gönderebilmenize olanak sağlar..

Bu yapılara, anlık mesajlaşma sistemleri de entegre edilebilir, böylece sesli iletişimin yanında yazılı iletişim ve sohbet seçenekleri de kazandırılmış olur. Masaüstü paylaşım özellikleri ile de yetenekler daha da geliştirilebilir (örneğin bir IT helpdesk çalışanı sorun yaşayan kişinin masaüstüne uzaktan bağlanıp sorununu hızlıca çözebilir).

Bir IP Santral Nasıl Çalışır?

IP telefon sistemlerinin bütününü anlamak için her bir bileşenin nasıl çalıştığını anlamak önemlidir. Her bir IP telefon en az bir IP telefon santraline kayıt olur. IP telefon santrali her telefonun adreslerini içeren bir liste tutar. Bu işlem için genel olarak SIP protokolü kullanılır ve telefonların santral üzerinde tanımlı bir SIP hesapları bulunur.

SIP Hesapları

SIP uçbirim cihaz hesapları (IP telefonlar, yazılım telefonları, ses ağ geçitleri), IP santralde dahililer ve kimlik bilgileri ile tanımlanır. Benzer şekilde, uçbirim cihazları da IP santralin IP adresi ve önceden yapılandırılmış SIP hesap bilgileri ile yapılandırılır. SIP uçbirim cihazı IP santrale kaydedildikten sonra telefon çağrıları yapmaya ve almaya başlayabilir.

Bir IP Telefonun Santrale Kayıt Olma Süreci

Bir kullanıcı bir arama yaptığında, santral aramanın aynı sistemde veya harici olarak bir telefona gidip gitmeyeceğini belirleyebilir. Dahili çağrılar SIP adresi ile algılanır ve LAN üzerinden doğrudan birbirine yönlendirilir. Harici çağrılar (PSTN), telefon servis sağlayıcısına VoIP ağ geçidi üzerinden veya bir SIP trunk yoluyla yönlendirilir.

Ses Kodekleri

IP telefonlardan gelen ses sinyalleri iletilmeden önce dijital formata dönüştürülmelidir. Bu işlem, bir kodek ile yapılır. Mevcutta bir sürü farklı kodek türü vardır ve bu hangi kodeği kullandığınız ses kalitesi ve kullanılan bant genişliği miktarına belirler.   IP telefonlar genelde 1: 2 sıkıştırma ve 64Kbps bit hızında (23.2 Kbps lik IP header ile birlikte 87.2 Kbps) olan G.711 kodeğini kullanır. Bu kodek size bir analog telefon kadar bir ses kalitesi sunar.   Bantgenişliğinin düşük olduğu yerlerde IP telefon görüşmeleri için daha az bant genişliğine sahip bir kodek kullanılmak istenebilir. Bu durumlar için en yaygın kullanılan kodek, yalnızca 8 Kbps bantgenişliği (23.2 Kbps lik IP Header ile birlikte 31.2 Kbps) kullanan ve kabul edilebilir bir ses kalitesi sağlayan G.729’dur. Bu kodek ile yapılan bir görüşmenin kalitesi cep telefonu ile yapılmış bir arama kalitesine benzer.   PSTN’den daha iyi bir çağrı kalitesi isteniyor ise yine yaygı olan G.722 kodeği kullanılabilir. Kodekler ile ilgili detaylı yazımı şu linkte bulabilirsiniz.  

Kodek Bilgileri Tablosu

SIP Trunk

Son olarak, SIP trunklar dış dünyaya yapılan ve oradan gelen telefon çağrıları için kullanılır. Bu, tamamen IP tabanlı bir iletişim olup, telefon servis sağlayıcısına özel bir VPN ağından ya da Internet üzerinden erişilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, istenen eş zamanlı çağrı sayısını karşılayabilecek yeterli bant genişliğini sağlayabilmektir. Örneğin, bir SIP sağlayıcısına bağlanmak ve G.711 kodek kullanarak 24 adede kadar eş zamanlı çağrıyı desteklemek istiyorsak, hat kapasitesinin en az 87.2Kbps x 24 = 2092.8Kbps (veya 2.043Mbps) olması gerekir.

IP Telefon Sistemleri Nasıl Tasarruf Sağlayabilir?

Tasarrufu anlayabilmek için eski analog / dijital santraller ile IP telefon sistemleri arasındaki temel farkları anlamak önemlidir.   IP telefon sistemleri mevcut ağ altyapısı üzerinde çalıştığı için telefonlar için ayrı bir kablolamaya ihtiyaç yoktur. Bu da kurulum maliyetlerinin önemli bir kısmını ortadan kaldırır. Dolayısı ile kurumların başlangıç yatırımları, geleneksel sistemlerinden çok daha az olabilir. Aynı şekilde kablolamanın tek olması işletme maliyetlerinde de bir azalma demektir. IP santrallerden her bir IP telefona kablo çekilmesi gerekmediği için kullanıcıların ofisler arasında yer değiştirmesi de kolaylaşacaktır. IP telefon veya bir kablosuz cihaz (ve bir softphone) ile kullanıcılar kendi dahili hatlarını istedikleri yere götürebilirler.   IP santrallerin işlevselliğini daha da genişletmek için güncellenmesi, eski santrallere kıyasla çok daha fazla maliyet ve zaman tasarrufu sağlar. Çoğu durumda, yeni özellikler sadece bir yama yükleme meselesidir. Aynı zamanda IP telefon sistemlerinin ölçeklenmesi çok daha kolaydır. Geleneksel telefon sistemleri, telefonların bağlanabileceği belirli sayıda bağlantı noktasına sahiptir ve sınıra ulaştığınızda mevcut sistemi değiştirmek sizin için önemli miktarda paraya mal olacaktır. IP santrallerde ise genelde sunucu kaynaklarının arttırılması ile bu işlem çok daha ucuza halledilebilir.   Geleneksel PSTN arayüzlerine kıyasla SIP trunk çözümü maliyet anlamında size tasarruf sağlayacaktır. Farklı operatörlerden farklı seviyelerde hizmetler alıp çağrılarınızı da en ucuz ücret tarifesine göre farklı SIP trunklara yönlendirirseniz. Bu sayede de (kullanıma bağlı olarak) yaklaşık %40 gibi bir tasarruf sağlayabilirsiniz.   Ayrıca, SIP trunkta maksimum eş zamanlı çağrıların sayısının genişletilmesi, servis sağlayıcıdan talep edeceğiniz kanal artışının yanında ilave bant genişliği ile yapılabilecek kolay bir işlemdir. Geleneksel ISDN veya PSTN hatlarda kurumun ek hatları servis sağlayıcıdan talep etmesi ve yeni hatların fiziksel olarak kurulmasını sağlamak için birkaç haftaya kadar sürebilir.   Bu doğrudan tasarruflara ek olarak, IP telefon sistemlerinin sunduğu gelişmiş özellikler ve sahip oldukları esneklik, kurum içi üretkenlikte büyük bir artışa neden olabilir. İş arkadaşlarınız ve müşterilerinizle verimli bir şekilde çalışabilme yeteneği, genellikle daha yüksek memnuniyet, daha fazla proje ve daha fazla kârla sonuçlanabilir.

Popüler Ücretsiz ve Düşük Maliyetli IP Telefon Çözümleri

Küçük işletmeler muhtemelen ücretsiz bir IP PBX çözümünü kolayca kendilerine uygulayabilirler. Tamamen ücretsiz olarak saygın, açık kaynaklı piyasada bir çok çözüm mevcuttur ve bunlardan en büyük ve en popüler olanı Asterisk’tir. 2005’ten bu yana geliştirilen Asterisk sunduğu çağrı yönetimi, robot operatör, sesli posta, otomatik çağrı dağıtımı ve konferans görüşmesi gibi özellikler bakımından bir çok ücretli çözümle yarışır bir durumda.   Piyasada Asterisk tabanlı olan başka ürünler de mevcut. FreePBX de oldukça güzel bir görsel arayüz ile Asterisk’in özelliklerinden faydalanabilmenizi sağlıyor. Küçük yerler için Raspberry Pi’ye de kurulabilen bir sürümü mevcut. İsterseniz ücretli bakım anlaşması da yapabiliyorsunuz.   3CX ise küçük şirketler için ücretsiz bir tümleşik iletişimi çözümü sunabiliyor. Eş zamanlı 4 çağrıya (15-20 kullanıcılı bir kurum için gayet yeterli) kadar ücretsiz olan 3CX çözümü yüksek yoğunluklarda piyasadaki üreticilere göre daha düşük bir fiyatlama sunuyor.   Elastix (Gerçi 3CX tarafından 2016 yılında satın alındı ama hala ücretsiz indirebildiğiniz bir dağıtım olarak kalmaya devam ediyor.) bunlardan biri ve ek olarak e-posta, anlık mesajlaşma, faks sunucusu gibi ek özellikler sağlayabiliyor. Elastix, arayüz olarak Asterisk’ten daha basit ve HylaFax ve Postfix gibi diğer açık kaynak kodlu geliştirmelerde daha iyi bir entegrasyon sunabilir.   Yukarıdaki ürünlerden birini seçip X-Lite, Zoiper, 3CX gibi yazılım tabanlı telefonları kullanarak kurumunuza oldukça düşük maliyetli bir IP telefon sisteminizi kurabilirsiniz.

Yazılım Tabanlı Telefonlar (Softphone)

Son Söz

IP telefon sistemleri, geleneksel santrallere göre, bir çok avantaj sunar. IP telefon sistemleri, çağrıları akıllıca yönetme, anında konferans görüşmeleri yapabilme, evden çalışmayı mümkün kılan gelişmiş mobilite özellikleri gibi geleneksel sistemler ile mümkün olmayan gelişmiş özellikleri sunabildiği için neredeyse her şekilde daha ucuzdur.  Bunlara ek olarak, bakım ve işletme için daha az kaynak ve zaman ihtiyacı olduğu için işinizde rekabette geride kalmayacak çok yönlü, genişletilebilir ve esnek bir sisteme sahip olursunuz.

Video Konferans Odası Nasıl Olmalı?

Video Konferans Odası Nasıl Olmalı?

Video konferans sistemleri iş hayatımızda önemli bir yer tutmaya başladı, çoğu kurum artık bu sistemler sayesinde toplantılarını hızlı ve kolay bir şekilde yaparak kaynaklarını ve çalışanlarının zamanını optimum düzeyde kullanabiliyor. Bu yazımda konferans deneyimini en üst seviyeye çıkarmak için odalarda neler yapılabilir onları anlatmaya çalışacağım.

Oda Tasarımı

İlk olarak oda tasarımından başlayalım, karışık renkli ve desenli duvar kağıtları gözü yorabileceğinden duvarlar yumuşak tonlarda ve mat boya ile boyanması daha uygundur. Ayrıca kameraların görüş alanında eğer tablo, fotoğraf çerçevesi, reklam afişleri gibi nesneler varsa karşı tarafta çok iyi görünmeyecektir, onun yerine şirketin logosu ve/veya toplantı odası adı veya yeri yazılabilir. 

Örnek Bir Video Konferans Odası Tasarımı

Toplantı odasındaki masanın da duvarlar gibi mat yüzeyli olması parlamayı engelleyecektir. Toplantı odalarında genelde uzun masalar bulunur, hafif V şekilli masalar katılımcıların görünmesi için daha uygun olabilir.

V Şekilli Masa Katılımcıların Daha Çok Gözükmesini Sağlar

Eğer video konferans sisteminizin kamerası ayrı bir ünite ise bunu tam göz hizasına koymanız iyi bir deneyim için gereklidir. Bu mümkün değilse de ekranın hemen üstüne konulabilir (Tavana monte edilirse güvenlik kamerası görüntüsü gibi bir görüntü elde edersiniz ve göz teması gibi önemli özellikleri kaybetmiş olursunuz.).

Aydınlatma

Tecrübelerime dayanarak iyi bir aydınlatma için katılımcılarının yüzlerinin olduğu bölgede minimum 300, ideal 400-500 lux seviyesinde  bir aydınlatma değerini sağlamak gerekiyor (bu arada ışık şiddetini ölçmek için akıllı telefonunuzun ön tarafındaki ışık sensöründen faydalanabilirsiniz, Android için şu uygulama fena değil). Aydınlatma için LED veya floresan lamba uygundur fakat farklı tipteki lambaları birlikte kullanmak farklı ışık sıcaklıklarında aydınlatma yapacağı için çok uygun olmayabilir.

Her yeri homojen aydınlatabilmek ve gölgeleri azaltmak için çok noktalı aydınlatma kullanılması uygun olur. Eğer mümkünse kişilerin yüzlerine 45 derecelik açı ile gelen ışık daha iyi bir aydınlatma sağlar (göz çukurları, burun gibi detaylar karanlıkta kalmamış olur).

Bir de kameranın ters ışık almaması için kameranın baktığı tarafta pencere olmamasında fayda var, pencereleri kameranın sağına veya soluna alabilecek şekilde konferans sistemlerini konumlandırabilirseniz kameraya direkt ışık gelmesini engelleyebilirsiniz. Eğer bu mümkün değilse pencereleri perde ile ışık sızmayacak bir biçimde kapatmak bir çözüm olabilir. Duvarların ve etrafın çok fazla aydınlatılması da yüzlerin karanlık görünmesine sebep olabilir o yüzden, katılımcılar dışındaki alanları çok fazla aydınlatmamaya dikkat edin.

Aydınlatma ve Pencere Düzenine Bir Örnek

Ekran

Video konferans yapılırken karşı tarafı görmek için bir ekrana ihtiyaç, piyasada da envai çeşit LED TV var, tavsiyem 55 inç ve üzeri bir ekran kullanmanız. Şu zamanda HD ve Full HD çözünürlükleri video konferans için gayet yeterli olsa da 4K destekli bir ekranda hem daha yumuşak görüntüler alabilirsiniz hem de gelecek için yatırımınız korunmuş olur. Eğer odanın çok fazla kullanılacağını düşünüyorsanız endüstriyel panellere de bakabilirsiniz.

Oda büyüklüklerine göre farklı ekranlar kullanmanız görüşü iyileştirecektir. Aşağıdaki tabloda ekran boyutu ile izleme mesafesi arasındaki ilişkiyi görebilirsiniz:

Ekran Boyu (inç)Minimum İzleme Mesafesi (cm)Maksimum İzleme Mesafesi (cm)
55150550
65163650
70175700
75188750
86215860
96240960



Projeksiyon cihazları da bir seçenek olabilir ama kişisel görüşüm ışığa çok duyarlı oldukları ve renkleri tam yansıtamadıkları için uzak durun derim.

Normalde konferans odaları için 1 ekran yeterli, ama hem karşı taraftaki kişileri hem de paylaşılan içeriği büyük ekranlarda görmek isterseniz ekran sayısını 2 adet olarak düşünebilirsiniz. Piyasadaki hemen hemen bütün video konferans cihazları 2. ekran çıkışını destekliyor.

Ekranların yerleşimi için ise ekran yüksekliğinin alttan 1/3 ü kadarı göz hizasında olacak şekilde yerleştirmeye çalışın. Ekrandaki piksellerin gözükmemesini istiyorsanız katılımcıları ekrandan 2-3 metre uzakta oturacak şekilde ayarlayın.

Ses

İyi bir deneyim için oda sessiz bir yerde olmalı, ya da yapılabiliyorsa dış ortam seslerinin içeriye ulaşmaması için uygun ses yalıtımları yapılmalıdır (bazı video konferans cihazlarında akustik kafes yöntemiyle sadece belirli alanlardaki sesleri algılamasını sağlayabiliyorsunuz, şu videoda örneğini bulabilirsiniz.). Oda içindeki sesin yankılanmaması için duvarlarda dekoratif akustik paneller kullanabilirsiniz.

Küçük odalar için kullanılan video konferans cihazının veya televizyonun (ekranın) ses çıkışı konferans için yeterli olacaktır. Daha büyük odalarda ise kullanıcılara yaklaşık 70-80dB lik ses iletebilen bir ses sistemi işinizi görecektir (bu arada eğer bir TV veya ses sistemi kullanıyorsanız cihazların “Surround Sound” gibi özelliklerini kapatmanız sesteki gecikmeyi minimuma indirerek daha iyi bir deneyim yaşamanızı sağlayacaktır.) 

Genel olarak video konferans sistemlerinin 360 dereceden ses alabilen mikrofonları mevcut ve genelde 2-3 metrelik bir yarıçapta ses alabiliyorlar. Odanızın büyüklüğüne göre bu mikrofonlardan birden fazla koyabilirsiniz. Özellikle kamu kurumlarındaki büyük toplantı odalarında delege mikrofonları bulunuyor, istenirse bu mikrofonlar da sisteme dahil edilerek kullanılabilir (ve hatta API ile video konferans cihazının kamerasını delege mikrofonları ile entegre ederek o anki konuşmacıya dönmesini sağlayabilirsiniz.).

360 Dereceden Sesi Alabilen Mikrofonlar

Konferans Kontrolü

Bir çok üretici cihazlarının yanında uzaktan kumanda veya dokunmatik panel veriyor. Tavsiyem mümkünse dokunmatik panel kullanın, çünkü toplantıya her birimden kişiler katılabilir ve sizin kadar uzaktan kumandaya hakim olamayabilir, büyük dokunmatik bir ekran daha anlaşılabilirdir ve konferans başlatma süresini ciddi anlamda azaltabilir (bu da size daha az sorun olarak geri dönecektir).

Geleneksel Kumanda ve Dokunmatik Ekran Örnekleri

Havalandırma / İklimlendirme

Toplantı odalarında çok kişi oturacağından odanın havası hızlı bir şekilde kirlenecek, bu da toplantının verimini düşürecektir. Eğer merkezi bir havalandırma ve iklimlendirme sisteminiz yok ise oda boyutlarına uygun havalandırma ve soğutmayı yapabilen bir cihaz yeterli olacaktır. (bu adreste iklimlendirme için gerekli BTU hesaplamasını yapabilirsiniz). İklimlendirme cihazları mikrofonlara ve katılımcılara direkt hava üflemeyecek şekilde bir yere konumlandırılabilir.

Son Söz

Bütün bunları okuduktan sonra “bunların hepsini yapmamız mümkün değil” dediğinizi duyar gibiyim. Evet bunların hepsi ideal ortamları tanımlar, odalarınız bu anlatılanlara ne kadar yakın olursa deneyim o kadar iyi olacak ve odaların kullanımı daha da yaygınlaşarak verimliliğiniz artacaktır.

Hibrit Düşünün!

Hibrit Düşünün!

Bu günlerde hibrit kelimesini sıkça duyuyoruz, artan petrol fiyatları ve çevre kirliliği konuları yüzünden otomotiv sektöründe üreticiler benzin ve elektrik motorunu birlikte çalıştırarak hibrit kavramını gündemin ortasına oturttular. Arabalardaki motorlar hibrit şekilde çalışıp geleneksel içten yanmalı motorlara göre daha verimli çalışabiliyorlar. Peki ya biz de farklılıkları birleştirerek daha verimli ve yaratıcı işler yapabilir miyiz?

Hibritin kelime anlamı melez ya da karma olarak geçiyor. Bir seviye daha ileri gidersek bu kelimeyi farklılıkları bir araya getirip güçlü bir sinerji yaratmak olarak düşünebiliriz ve bu yöntemle en az iki farklı düşünceyi kendi aralarında harmanlayarak ortaya yapılmamış yepyeni bir şey (fikir, ürün, çözüm) çıkarabiliriz. 

Ağaçtan toplanıp kabuğundan çekirdeği çıkarılan, daha sonra kavrulup öğütülen ve nihayet demlenip içilen kahveyi nasıl buldular sizce? Ya da yaptıkları arabayı televizyon reklamlarında anlatmak varken neden Mars’ın yörüngesine gönderdiler?

Benim Neden Aklıma Gelmedi?

Bu soruyu sorduğunuz zamanlar olmuştur illa ki, sebebini basitçe biraz açıklamaya çalışayım. Beynimiz bir yeni şey öğrendiğinde beyin hücrelerimiz aralarında bağlantılar oluşur (iş hayatında kartvizit paylaşmak gibi). Öğrenilen bilgiler tekrar edildikçe bu oluşturulan bağlantılar kalıcı hale gelir (aynı iş gelince kartvizitini aldığımız kişiyle iletişim kurarız). Bu tekrarlar çoğaldıkça aradaki ilişki sağlamlaşır ve başka alternatifler düşünmeyiz. Bu şekilde beynimiz hız kazanır ve olayları daha çabuk çözümler. 

Duyduğum güzel bir söz var, “Yıkıcı inovasyon dışarıdan gelir“. Tarihte oyunu değiştirenler genelde daha önce o alanda hiç çalışmayan kişiler olmuş. Örnek verecek olursak 1800’lü yıllarda insanlar uçmak için havadan daha hafif materyaller üzerinde yoğunlaşırken bisikletçilik ile uğraşan Wright kardeşler ise bu sorunu farklı bir yönden ele alıp havadan daha ağır materyalleri kullanarak stabiliteyi arttırmaya çalışmışlardır.

Demek ki farklı ve çok yönlü düşünebilmek için kalıpların dışına çıkmamız gerekiyor, peki bunu nasıl yapabiliriz?

1. Farklı Alanlarda Fikir Sahibi Olmak

Bir arkadaşım makine mühendisliğinden mezun olunca felsefe üzerine yüksek lisans yapmaya karar vermişti. O yıllarda tepkim “ne alaka” idi ama bunu zamanla anlıyorsunuz, iki farklı disiplini harmanlamak ufkunuzda bambaşka bir yol açıyor. Teknik olarak hakim olduğunuz bir şeyi sorgulamaya başladığınızda fikirler ve eylemler bambaşka olabiliyor.

Günümüzde farklı şeyler ile muhatap olmak biraz zor, yapay zeka adı verdiğimiz şey bizi sürekli ilgimizin olduğu yere doğru çekmeye çalışıyor bu da bizi bir konuda en uç noktalara kadar götürebiliyor. Örneğin Youtube’da izlediğiniz videolara göre sizin profiliniz çıkarılıyor ve “beğenebileceğiniz videolar” adı altında size hep benzer içerik sunuluyor. Aynı şeyi alışveriş sitelerinde vs. de görebilirsiniz.

Bu algoritmayı hacklemek için şöyle yöntemler kullanabilirsiniz, yine Youtube örneğinden gidersek örneğin “kalemtraş nasıl üretilir” gibi hiç ilginiz olmayan bir konu ile ilgili videoları izlemeye başlayın. Dünyanın uçsuz bucaksız olduğunu fark edeceksiniz.

Bunu yapamıyorsanız bile (farz edelim bir problemi çözmeniz lazım ve yeterli zamanınız yok) en azından şunu deneyebilirsiniz, konu hakkında hiç bilgisi olmadığını düşündüğünüz kişiye sorununuzu anlatın ve önerilerini dinleyin, olaylara farklı pencereden bakmak çok işe yarıyor.

2. Yaratıcılık 

Yaratıcılık popüler bir konu, bununla ilgili bir çok makale, kitap ve görsel içerik bulabilirsiniz. Ben “Sorunları çözüme kavuşturmak ve fırsatları değerlendirmek amacı ile fikirler geliştirmek için kullanabileceğimiz bireysel kapasite” olarak adlandırmayı tercih ediyorum. Takdir edersiniz ki bu kapasite herkeste farklı, bazı kimselerde doğuştan var olsa da bu sonradan da kazanılabilen bir şey. 

Peki Yaratıcılığımızı Nasıl Geliştirebiliriz?

Bunun için İnternet’te bir çok farklı egzersizler bulabilirsiniz. Ben en işime yarayan 3 tanesini altta belirttim:

1. Yaratıcılığınızı geliştirmek için farklı kültürleri inceleyebilirsiniz (özellikle ilkel kabileler gibi sizle hiç alakası olmayan topluluklar). Aynı sorunu farklı yönlerden nasıl çözdüklerini görünce hayran kalacaksınız.

2. Farklı dillerde düşünmek olaylara farklı yönden bakmanızı sağlayabilir. Örneğin Türkçe’de “Kolum kırıldı” derken İngilizce “I broke my arm” deriz. İngilizce’de eylemi yapan kişi bellidir ama Türkçe söylediğimizde bu bilgiyi es geçeriz. Çoğu dilde sayı kavramı varken bazı dillerde yoktur, az çok biraz gibi farklı kelimeleri kullanırlar.

3. En basit şekliyle rutin olarak yaptığınız bir işi “bunu nasıl daha iyi yapabilirim” diye irdeleyebilirsiniz.

Hibrit düşünme deyince akla ilk gelen isim Ray Kurzweil, kendisinin konu ile ilgili 2014 yılında yaptığı TED konuşmasını aşağıda izleyebilirsiniz:

Bu konudaki bir diğer video önerim ise Barış Özcan‘dan, aşağıda bulabilirsiniz:

Herkese bol bol hibrit düşünmeler.