Browsed by
Kategori: Yaratıcılık

Üçüncü Yer Kavramı

Üçüncü Yer Kavramı

Eğer siz de büyük şehirde yaşayan bir çalışan iseniz muhtemelen bilerek ya da bilmeyerek üçüncü yer kavramını kullanıyorsunuzdur. Peki nedir bu üçüncü yer? İlk ikisi neresi ki? Bir bakalım bakalım..

Üçüncü Yer kavramı insanların sürekli gittikleri iki sosyal ortamdan (ev – 1. yer ve iş yeri – 2. yer) farklı olarak sosyalleşilen yerleri (kafe, park ibadethane gibi) tanımlıyor. Ray Oldenburg, bu kavramı “Great Good Place” adlı kitabında, “insanlar arasında rahatladığınız, tanıdık yüzlerle karşılaştığınız ve yeni insanlar tanıdığınız yerler” olarak tanımlıyor.

3. Yerlere Örnek Bir Köy Kahvesi (Retro Starbaks)

Üçüncü Yerlerin Özellikleri

Oldenburg’a göre bu üçüncü yerlerin özellikleri şu şekilde:

  • Nötr Bir Ortamdır: Üçüncü yerlere gelen kişilerin orada bulunma zorunluluğu ya yoktur ya da çok azdır (ofisi olmayan çalışanlar). Buralara gelmek için maddi, politik (belki bu bazı yerler için istisna olabilir), yasal veya başka türlü bir zorunlulukları yoktur ve istedikleri gibi gelip gitmekte özgürlerdir.
  • Eşitlikçidir: Üçüncü yerler, bir bireyin toplumdaki statüsüne pek önem vermez. Buradaki birinin ekonomik veya sosyal statüsüne çok fazla önem gösterilmez ve bu sayede orada bulunanlar arasında bir ortaklık duygusu yaratır. Üçüncü yerlerde bulunmayı önleyecek herhangi bir ön koşul veya şart yoktur.
  • Ana Faaliyet Diyalogdur: Mutlu ve eğlenceli konuşmalar, üçüncü yerlerdeki etkinliğin ana odağıdır. Diyaloglar genellikle hafif yürekli ve bol esprilidir, zekâ ve iyi niyet bu diyaloglarda değerlidir.
  • Erişilebilir Olmak ve Ağırlama Ön Plandadır: Üçüncü yerler oraya gelen insanlar için kolayca erişilebilir olmalıdır. Aynı zamanda bu yerlerin işletmecileri sakinlerinin isteklerini yerine getirmek üzerine çaba gösterirler ve tüm gelenler de bu ihtiyaçlarının yerine getirildiğini düşünürler.
  • Müdavimleri Bulunur: Üçüncü yerlerde, mekana ruhunu veren müdavimler bulunur. Üçüncü yerlerdeki bu müdavimler yeni gelenleri etkiler ve yeni gelenlerin kendilerini iyi ve misafirperver bir yerde olduklarını hissetmelerine yardımcı olurlar.
  • Dikkat Çekici Değildir (Düşük Profil): Üçüncü bir yerin içi pek görkemli değildir ve ev hissine benzer bir hissiyata sahiptir. Üçüncü yerler kibirli veya iddialı değildir ve çeşitli yaşam alanlarından, her tür insanı kabul eder.
  • Ruh Hali Eğlencelidir: Üçüncü yerlerdeki konuşma tonu gerginlik veya düşmanlık izleri taşımaz. Bunların yerine, esprili diyalogların ve şakalaşmanın değerli olduğu eğlenceli bir ortam vardır.
  • Evden Uzak Bir Ev Gibidir: Üçüncü yerlerin sakinleri genellikle kendi evlerinde hissetikleri gibi aynı sıcaklık, sahiplenme ve aidiyet duygularına sahiptirler. Kendilerinin bir parçasının ortama dayandığını hissederler ve orada zaman geçirerek ruhsal bir yenilenme elde ettiklerini düşünürler.

Üçüncü Yer Örnekleri

Üçüncü yerler popülerleşmeye başladıkça, bazı kurumlar da çalışma alanlarını bu konsepti temel alarak benimsemeye başladı. Ara ara basında çıkan “İşte bilmemkimin yeni ofisi” haberlerinde bu tip yerleri görebilirsiniz.

Yemeksepeti Ofisi’nden Bir Görsel

Üçüncü yerlere genel örnekler verecek olursak toplum merkezleri, Zincir kahve dükkanları, kafeler, barlar, restoranlar, kuaför, berber ve güzellik merkezleri, ibadethaneler, kulüpler ve parkları sayabiliriz.

Şimdi bu örneklerden sonra izlediğiniz sitcomları bir düşünün, oralarda bolca üçüncü yer örneği göreceksiniz.

Üçüncü Yere Örnek: How I Met Your Mother Dizisinden Bir Sahne
Hibrit Düşünün!

Hibrit Düşünün!

Bu günlerde hibrit kelimesini sıkça duyuyoruz, artan petrol fiyatları ve çevre kirliliği konuları yüzünden otomotiv sektöründe üreticiler benzin ve elektrik motorunu birlikte çalıştırarak hibrit kavramını gündemin ortasına oturttular. Arabalardaki motorlar hibrit şekilde çalışıp geleneksel içten yanmalı motorlara göre daha verimli çalışabiliyorlar. Peki ya biz de farklılıkları birleştirerek daha verimli ve yaratıcı işler yapabilir miyiz?

Hibritin kelime anlamı melez ya da karma olarak geçiyor. Bir seviye daha ileri gidersek bu kelimeyi farklılıkları bir araya getirip güçlü bir sinerji yaratmak olarak düşünebiliriz ve bu yöntemle en az iki farklı düşünceyi kendi aralarında harmanlayarak ortaya yapılmamış yepyeni bir şey (fikir, ürün, çözüm) çıkarabiliriz. 

Ağaçtan toplanıp kabuğundan çekirdeği çıkarılan, daha sonra kavrulup öğütülen ve nihayet demlenip içilen kahveyi nasıl buldular sizce? Ya da yaptıkları arabayı televizyon reklamlarında anlatmak varken neden Mars’ın yörüngesine gönderdiler?

Benim Neden Aklıma Gelmedi?

Bu soruyu sorduğunuz zamanlar olmuştur illa ki, sebebini basitçe biraz açıklamaya çalışayım. Beynimiz bir yeni şey öğrendiğinde beyin hücrelerimiz aralarında bağlantılar oluşur (iş hayatında kartvizit paylaşmak gibi). Öğrenilen bilgiler tekrar edildikçe bu oluşturulan bağlantılar kalıcı hale gelir (aynı iş gelince kartvizitini aldığımız kişiyle iletişim kurarız). Bu tekrarlar çoğaldıkça aradaki ilişki sağlamlaşır ve başka alternatifler düşünmeyiz. Bu şekilde beynimiz hız kazanır ve olayları daha çabuk çözümler. 

Duyduğum güzel bir söz var, “Yıkıcı inovasyon dışarıdan gelir“. Tarihte oyunu değiştirenler genelde daha önce o alanda hiç çalışmayan kişiler olmuş. Örnek verecek olursak 1800’lü yıllarda insanlar uçmak için havadan daha hafif materyaller üzerinde yoğunlaşırken bisikletçilik ile uğraşan Wright kardeşler ise bu sorunu farklı bir yönden ele alıp havadan daha ağır materyalleri kullanarak stabiliteyi arttırmaya çalışmışlardır.

Demek ki farklı ve çok yönlü düşünebilmek için kalıpların dışına çıkmamız gerekiyor, peki bunu nasıl yapabiliriz?

1. Farklı Alanlarda Fikir Sahibi Olmak

Bir arkadaşım makine mühendisliğinden mezun olunca felsefe üzerine yüksek lisans yapmaya karar vermişti. O yıllarda tepkim “ne alaka” idi ama bunu zamanla anlıyorsunuz, iki farklı disiplini harmanlamak ufkunuzda bambaşka bir yol açıyor. Teknik olarak hakim olduğunuz bir şeyi sorgulamaya başladığınızda fikirler ve eylemler bambaşka olabiliyor.

Günümüzde farklı şeyler ile muhatap olmak biraz zor, yapay zeka adı verdiğimiz şey bizi sürekli ilgimizin olduğu yere doğru çekmeye çalışıyor bu da bizi bir konuda en uç noktalara kadar götürebiliyor. Örneğin Youtube’da izlediğiniz videolara göre sizin profiliniz çıkarılıyor ve “beğenebileceğiniz videolar” adı altında size hep benzer içerik sunuluyor. Aynı şeyi alışveriş sitelerinde vs. de görebilirsiniz.

Bu algoritmayı hacklemek için şöyle yöntemler kullanabilirsiniz, yine Youtube örneğinden gidersek örneğin “kalemtraş nasıl üretilir” gibi hiç ilginiz olmayan bir konu ile ilgili videoları izlemeye başlayın. Dünyanın uçsuz bucaksız olduğunu fark edeceksiniz.

Bunu yapamıyorsanız bile (farz edelim bir problemi çözmeniz lazım ve yeterli zamanınız yok) en azından şunu deneyebilirsiniz, konu hakkında hiç bilgisi olmadığını düşündüğünüz kişiye sorununuzu anlatın ve önerilerini dinleyin, olaylara farklı pencereden bakmak çok işe yarıyor.

2. Yaratıcılık 

Yaratıcılık popüler bir konu, bununla ilgili bir çok makale, kitap ve görsel içerik bulabilirsiniz. Ben “Sorunları çözüme kavuşturmak ve fırsatları değerlendirmek amacı ile fikirler geliştirmek için kullanabileceğimiz bireysel kapasite” olarak adlandırmayı tercih ediyorum. Takdir edersiniz ki bu kapasite herkeste farklı, bazı kimselerde doğuştan var olsa da bu sonradan da kazanılabilen bir şey. 

Peki Yaratıcılığımızı Nasıl Geliştirebiliriz?

Bunun için İnternet’te bir çok farklı egzersizler bulabilirsiniz. Ben en işime yarayan 3 tanesini altta belirttim:

1. Yaratıcılığınızı geliştirmek için farklı kültürleri inceleyebilirsiniz (özellikle ilkel kabileler gibi sizle hiç alakası olmayan topluluklar). Aynı sorunu farklı yönlerden nasıl çözdüklerini görünce hayran kalacaksınız.

2. Farklı dillerde düşünmek olaylara farklı yönden bakmanızı sağlayabilir. Örneğin Türkçe’de “Kolum kırıldı” derken İngilizce “I broke my arm” deriz. İngilizce’de eylemi yapan kişi bellidir ama Türkçe söylediğimizde bu bilgiyi es geçeriz. Çoğu dilde sayı kavramı varken bazı dillerde yoktur, az çok biraz gibi farklı kelimeleri kullanırlar.

3. En basit şekliyle rutin olarak yaptığınız bir işi “bunu nasıl daha iyi yapabilirim” diye irdeleyebilirsiniz.

Hibrit düşünme deyince akla ilk gelen isim Ray Kurzweil, kendisinin konu ile ilgili 2014 yılında yaptığı TED konuşmasını aşağıda izleyebilirsiniz:

Bu konudaki bir diğer video önerim ise Barış Özcan‘dan, aşağıda bulabilirsiniz:

Herkese bol bol hibrit düşünmeler.